365 yazı ve ben

365 yazı ve ben

23 Kasım 2011 Çarşamba

YEMEK YAPMAK


Dünkü yazımı okuyanlar artık anlamışlardır ki artık DELİRDİĞİM için dünyayı umursamıyorum. Umursamadığım içinde kahkaha boyutumda bir artış oldu elbette ki.
Bundan sonra garip melankolik hallere bürünmeyeceğim için bu blogu acaba Yemek blogu haline getirsem mi diye de düşünmeye başladım açıkçası. Güzel olmaz mı bir delinin yemek blogunu okumak.J
Dün akşam benim için çok özel olan misafirlerimi ağırladım evimde. Misafir tabaklarını özenle çıkartıp her şeyin istediğim gibi olması için sürekli içimden dua etmeye başladım. Kısacası o kadar stres yaptım ki yemeğin sonunda suratımda sivilce çıktı !Ama kendilerinin beklentilerini düşük tutarak masanın karşısında dumur olmalarını sağlamayı başardım J
Yemeğe gelen sevgili misafirlerimize içeri girdikleri andan itibaren görev dağılımlarını yaptım. Benim birinci görevim dağ gibi eski bulaşıkları yıkamak ve tezgahta boş yer açılmasını sağlamaktı. Sevgili diğer arkadaşımı da tuvaletin lavabosunu açıp temizlemesi için eline verdiğim cif ve lavabo açıcı ile wc’ye gönderdiğimi aslında size söylememem gerekiyor sanırım.
Bu sırada boş durmayan diğer arkadaşımda evin çöplerini toplamış ve şömine yakma görevini üstlenmişti. (Kısacası asıl amacım oyun gecesi ayağına arkadaşlarımı her Salı eve çağırıp temizlik yaptırmak kesinlikle değil! J)
Bu kadar heyecan yapmış olmamın sebebi bu ölçülerde bir yemeği daha önce hiç yapmamış olmamdır. Birde gelen misafirlerin 1’i büyük diğer 4’ü küçük gurmeyse o zaman işiniz gayet zor bir hal alabiliyor. Ama nihayetinde yemek işinden alnımın akıyla çıkmış olmamdan dolayı egomun tavan yaptığını itiraf edebilirimJ Ayrıca büyük gurme salatamın “Çok güzel “ , noodlesımın ise “Fena değil” olduğunu söylediğinde o kadar sevindim ki.
En iyisi ben size büyük gurmenin dediklerini tercüme edeyim. “Fena değil “ demek “Çok güzel” demek. “Çok güzel” demek “daha önce hiç böyle muhteşem bir salata yememiştim demek” yada ben öyle anlamışta olabilirim J
Ve itiraf etmeliyim ki psikoloğa gitsem ve tüm derdimi anlatsam, ya da beynimi açıp tüm gereksizleri çıkartsam bu kadar rahatlayamazdım. Mutfaktaki halimizi videoya çekip izletmeyi çok isterdim. Taze soğanlar çatır çatır doğranırken tüm hıncımı aldığımdan eminim…
Yemek yapmak aslında yaşamak gibiymiş. Yani 25 dakikadır süzgüde bekleyen noodleslar yapıştıktan sonra gerekli özen ve sosu koyduğunuzda tam olarak olmasını istediğiniz kıvama gelebiliyormuş demek ki. Ya da fırına koyduğunuz zeytinyağlı ve sarımsaklı ekmeklerinizin yanmaması için içgüdüsel bir hareketle fırını kapatabiliyormuşsunuz. Makarnalar, soğanlar, salata malzemeleri mutfakta havaya uçuştuktan sonra tüm tezgahı tertemiz hale getirebiliyorsunuz mesela.
Yemek olayını bu kadar anlatıp “Dost kazığından” bahsetmemem ayıp olur herhalde. Öncelikle Şömine iyice alevlendirilir. Yemek masası salona getirilir. Tv maç modunda açılır, Önce okey oynanır ve kaybedilir ! daha sonrada dost kazığı oyununa başlanır J
Daha önce bu oyunu nasıl oynamadığıma çok şaşırdım. 6 kişinin birbirine kağıtlar vererek kazık attığı bir oyunun bu kadar eğlenceli olabileceğini hiç düşünmemiştim. Kazıklar esnasında “sana elim varmıyor” diyen kişiye sesleniyorum. “O kazığı bana atmicaktın” !!!
Bu oyunda benim kazanmam, en çok kazık attığım anlamına gelmez herhalde !! Ama strateji konusunda başarılı olmama veriyorum başarımın sırrını. J
Kısacası Yeni DELİ hayatımdan çok memnunum. En büyük derdim ocaktaki yemeğimin altının tutması olur inşallah J
C.Y.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder