365 yazı ve ben

365 yazı ve ben

17 Mart 2017 Cuma

KONTAK-kesişen yolların büyüleyici hikayesi



"kesişen yolların büyüleyici hikayesi"
İşte birilerinin kalbine dokunan yazının başlığı.

Bugün çok acayip bir deneyim geçirdim. Arkadaşımın hep gittiği ve ne olduğunu tam anlamadığım bir dans seansına gittim. Adına "kontak" diyorlar...
Arkadaşımla giderken, ki gitmeyi planlamamıştım, kafede çay içer eve dönerim diye evden çıkmıştım. Ama ayaklarım ve en önemlisi merakımla kendimi o kapıdan içeri girerken buldum.
Arkadaşım üstünü değiştirirken ben bekliyordum ki, bana sen gir içeri dedi.

Tek başıma bilmediğim bir grubun içine girdim, merhaba diyip mat nerden bulabilirim diye bakınırken, bir adamın yanına oturtuldum.
Solumdaki konuşan kadına baktım. Ve kadın, erkek partnerini kucağına yatırarak evet şimdi partnerinizi sallayın kucağınızda dedi!
Adam kucağıma yüzüstü yattı. Ve ben görev bilinciyle hiç tanımadığım bir adama dokunup yavaştan sallamaya başladım..
Sonra kadın pozları değiştirmeye başladı, kadın üstte, adam üstte, yanda, çaprazda gibi bana göre çok garip hareketleri gösteriyordu.
Kızın biri, nasıl çıkılır peki dedi, kadın, çıkmak serbest, sadece dokunarak çıkmak ve girmek gerekiyor dedi kontaktan.
Herkes birbirine yakın şekilde garip hareketlere başladıklarında arkadaşım odaya girdi. Ve bende ona mimiklerle, yapamicam, gel benim yerime ben çıkayım lütfen dedim 3 kere. Bu arada adamı yavaştan sallama görevim devam ediyordu.
Arkadaşım gelmedi.
Bende bir an için kaldım. Ya adamı sallamayı durdurup, pardon diyip ayağa kalkıp kapıdan çıkıp paltomu giyip gidicektim.
Ya da...  Kalıp merakımı gidericektim. (derin nefes alıp kal ceren dedim içimden)
Enerjisel olarak verdiğim izni adam anlamış olacakki farklı hareketlere geçerek beni yönlendirmeye başladı. Sonra partnerim sınıfa "ağırlığınızı vermek değil amaç, ağırlığın aktarılmasını sağlamak" dedi.
Dedim ki ok, bu adam bu işin uzmanı, o zaman ona güvenebiliriz Ceren. Sonra da bir ses "ama adam uzman, senin hareketsiz hareketlerinle uğraşmak zorunda mı" derken, boşver dedi öteki ses. Just be.

Bana göre çok garip, utanma duygusu getirici, ama bir o kadar normaldi olan her şey. Bir şey hem bu kadar garip hem de nasıl bu kadar garip olabilirdi?

Bir insan omzuyla, senin omzunu ittiriyor. Sen ya karşılık veriyorsun ve başka bir akan hareket gerçekleşiyor veya karşılık vermiyorsun ve başka bir hareket geliyor.
Derken ayrılıyorsun, yeni biri geliyor, onunla başka bir deneyim, sonra ötekiyle, sonra bir kız gelip sana sarılıyor, bir erkek gelip senden şefkat istiyor, sonra bir diğeri derken... Aynı hayat gibi. Tam olarak hayatın kendisi gibi...

Sanırım 1 dk lık bir anda gerçekten zihnimden çıkıp tamamen andaydım, o ne der, göbeğim açıldı mı, birazdan ne olacak sorularının hepsi 1 dk lığına beni terk etti.
Sonra zihnim geri geldi, ve ben kazağımı pantolonuma sokup, omuzlarımı düzeltmeye çalışıp, partnerimin altında kalan kazağımı çekiştirirken buldum kendimi.
Yeterince kontak kurmuş hissettimki kendimi (ki benim için gayet büyük başarıydı) sınıfı terkedip, sigara içmeye çıktım.
Sonra geri döndüm ve tipik ceren olarak tek başıma salonda oturdum.
Sonra müzik başladı, duvarda eski cimnastik hareketlerimi yaparak (hep yaptığım yanlız döngümü seçtim) derken ders bitti.

Herkes, biraz önceki kontaklar yaşanmamışcasına rahattı.
Sonra bir yere gidip bişeyler içelim dediler. Ok dedim.
İlk kucağıma yatan adamı yıllar önceden Bodrum'dan bildiğimi anladık, babamın arkadaşı çıktı, 11 yıl dalış teknesi işletmiş.
Demem o ki :
Ölmedim.
Sakat kalmadım.
Benden bir parça eksilmedi (ki çok parça dağılarak yerlerine oturacağı günü bekliyor)
Yine anladım ki!
Tesadüf diye bir şey yok.
Hayat cidden oynanan bir oyun.
Sadece, oyundan çıkma ve girme kararı bize ait.
Aşka, özgürlüğe girebiliriz veya küsüp kenarda oturabiliriz.
Önemli olan, her 2 hali de bizim kendimizin seçtiğinin farkında olmamız. (kimse seni oyundan atmıyor, sen kendin dışarı atıyorsun kendini sadece)
Ve 1 dk'lık korkudan sonra gelen cesaret anlarına ihtiyaç var. Eeeeh enerjisi.
Yeter enerjisi.
Kendini bırakma, hayata bırakma enerjisi.
Paylaşmak istedim.
O 70 yıl sonra buluşan hikaye, ömür boyu var olmayı seçtikleri için belki 70 yıl beklediler.
Hemen buluşsalardı efsane olamazdı belki?
Keyifli oyunlar, kaslara dikkat, fazla yüklenmeden yavaş yavaş açmalı, ve bazen hiç bilmediğin harekete balıklama dalmalı, 15 yıl sonra bir anda çember atabileceğin hissiyle kas hafızasına güvenip o çemberi atmalı, atamasan bile denemeli, çocukken olduğun fütursuz halinle.
Ama büyük olduğunu da bazen hatırlayarak tabi.

Sevgiler,
Ceren

7 Şubat 2017 Salı

NEDEN Mİ BÖYLEYİZ ?


Cevap çok açık ve net gözümüzün önünde aslında. Sadece görmek istemiyoruz bazen, bazen inkar ediyoruz falan.

Çok etkileyici bir cümle okudum “İnsan ırkı bir virüs gibi, bedeninde ilelebet kalamayacağı bilinçaltıyla DNA kodlarını sonraki nesillere aktarma derdinde” evet derdimiz bu ! ama bir fark var. 
Artık biraz daha korkak ve korunmacıyız.

Şöyle bir düşünürsek harika bir ilerleme kaydettik evrimimizde. Çok güzel sıçrayışlarımız oldu. Faxı çözememiş ben, şu an gelecek teknolojiyle ağzım açık halde vay ne heyecanlı diyor ve mutlu oluyorum.

Sorunumuz nedir konusuna gelirsek eğer. DOĞA’mızı kaybediyoruz sevgili İnsanlık. Doğa nedir ? Mesela Kadın doğası, erkek doğası, çocuk doğası deriz hani. Onun içgüdüsel varoluşçu hareketleridir. Kadın kaçar, erkek kovalar, erkek balık tutar, kadın onu pişirir, çocuk güler ve ağlar gibi.

Şu andan neden mi mutsuzuz ? Çünkü idrak edilemeyen bir halde kal geldi sanki bize. Mesela erkekler kadınlar gibi, kadınlar erkekler gibi davranıyorlar artık. Annelerimize, babalarımıza anlatsak hayatta anlayamayacakları ilişkisel haller içindeyiz. Sevgi, saygı, hoşgörü vs. gibi kelimelerin hepsinin altını boşalttık belki de.

Ülkenin haline gelelim. Ne yaparlarsa yapsınlar hayatımıza devam edebilir şekilde modifiye oluyoruz her gün ve her gün. Bomba patlayan bir caddeye ertesi gün gidip bombanın duvardaki izlerine bakabilecek kadar garipleştik. Her hakkımız elimizden alınsa bile noluyo diyemeyecek haldeyiz.

Annemin arkadaşını aradım bugün. Psikolog olduğu için içtiğim ilaç beni daha kötü yapar mı diye sormak için. Bana ne dedi biliyor musunuz  ? Sorunun nedir Cerencim dedi. Ben de ara ara feci bir endişe hissi geliyor ve ben bununla başa çıkamıyorum dedim. O da “Haklısın Ceren’cim Ülkece bu haldeyiz zaten, 3 hafta o ilacı kullan, 3 hafta sonra geçmezse tekrar konuşuruz” dedi.

Ne kadar haber izlemesekte ülkenin negatif enerjisini alıyoruz, ne kadar kaale almıyor gibi gözüküp eğlenmemize devam etsekte- bastırılan her şey gibi bu da patlıyor.

Ha şimdi neden bunları yazıyorum ? Cümlelerimin içimden çıkma ihtiyacı sadece.

Nasıl düzeltebiliriz bu durumu ? Şimdilik aldığımız antidepresanlara vücudumuz alışıp bir üst ilaca geçmeden nasıl düzeltebiliriz ?

Tam bilmiyorum ama bence değişim 1’den başlar. Öncelikle kendimize çeki düzen vermek lazım sanırım. Elinden oyuncağı alınan bir çocuk gibi gerçekçi olmamız lazım hayatta. O çocuk gibi, kırılıyorsak söylemek ve kırıyorsak özür dilememiz lazım bireysel anlamda.

Değerlerimize  (en temel olanlarına) sahip çıkmamız lazım. Ne olursa olsun onlardan taviz vermemiz lazım.

Sosyal medyadan ve ıssız erkeklerden uzak durmamız lazım.

Ha bir de,Babamızın Annemizi sevdiği gibi sevilmek istiyorsak, Annemiz gibi olmalıyız.

Evet… Annemi özledim ve evet arada gelen endişe hissim var.

Belki sizde benim gibisinizdir arada.

Bunu da paylaşalım ama. Hep sosyal medyada kadeh kaldırıp gülerek verdiğimiz pozlarla yaşayamayız. Bazen mutsuz ve ağlak olduğumuzu da paylaşalım. Sonra birbirimize emoji göndermek yerine sarılabiliriz mesela.

Öyle işte. Bazen huysuz ve mutsuzda olsam, son kalan sevgimi makarnaya kullanmış olsam da, kalbimin hala biraz sevgi frekansı yaratabileceğini umuyorum.

Sevgiler,

Ceren