365 yazı ve ben

365 yazı ve ben

16 Kasım 2011 Çarşamba

MUTLULUK


Hani bazı günler vardır, böyle sabah güzelce uyanırsın, Kalkman gereken saatten daha erken kalkma isteği duyar ve alarmı zevkle kapatırsın. Kalkıp güzelce giyinir ve güne başlarsın. O gün içtiğin sabah kahvesinin tadı, dinlediğin müziklerin sırası, baktığın camdan gördüğün manzara bile farklı gelir ya, İşte öyle bir gün yaşıyorum. Bu mutluluğumun yazısını yazmak için akşamüstü olmasını bekledim. Çünkü geçici bir ruh hali olmasından korkmuştum açıkçası…
Ama 15:47 itibariyle hala mutluysam o zaman bugünümü “mutlu gün” ilan edebilirim demektir.
Mutlu olmam için hiçbir sebep yok aslında. (Yani güzel şeyler duymadım, güzel bir teklif almadım, ya da piyangodan para da çıkmadı, mükemmel bir yemek bile yemedim aslında ) Ama mutlu olmanın bir “Duygu” meselesi olduğunu yeni öğrenenlerdenim.  Mutluluk “sebepsiz” yere gelen bir duyguymuş.
Öğlen yemeğinde kuru fasülye olması ve hoşlanmadığım birkaç kişiyi görmem bile benim mutluluğumu kaçıramadı açıkçası J
Galiba duygularımızı karıştırıyoruz. Örneğin işte terfi aldığımızda, maaşımıza zam geldiğinde, sevgilimizden güzel bir teklif aldığımızda veya çok istediğimiz bir eşyayı aldığımızda mutlu olduğumuzu zannediyoruz. Yani bu saydığım gibi durumların olmadığı durumlarda mutsuz olmayı kabul ediyoruz demektir ! Mutluluğumuzu bir şeylere endeksleyerek mutlu olma şansımızı dış faktörlere bağlı tutabiliyoruz. Demek ki bu iş olursa mutlu ,olmazsa mutsuz olacağım. Ama yeni öğrendiğim bir duruma göre bu olayların olması durumunda biz aslında “tatmin” oluyormuşuz. Maaşına zam gelmesi veya işte yükselmen senin tatmin olma duygunu harekete geçiriyormuş. Yani gerçek mutluluk duygusu değilmiş o anki coşkumuz.
Çok iyi hatırlıyorum. Bir yaz mevsimi ben küçük bir çocuk olarak dalışa gidebilmek için babama resmen yalvarmıştım. Ve babam beni kırmayarak ertesi gün için gitmeyi kabul etmişti. O kadar mutlu olmuştum ki anlatamam. O anda dünya üzerinde benden daha mutlu bir insan olmadığını hissetmiştim… Fakat şansıma ertesi gün hava bozmuş ve tekne çıkmamıştı. O anda dünya üstünde benden daha mutsuz bir insan olmadığını hissetmiş ve tüm gün bunalımda geçirmiştim. İşte mutluluğumuzu böyle dış faktörlere (Havanın durumuna, sevgilimizin ruh haline, patronumuzun şeker durumuna) bağlı tutarsak mutsuzluk oranımızda gittikçe artmaya başlıyormuş demek ki !
Hepimiz biliriz. Mutluluğun saklandığı o meşhur yeri, Yok kaf dağı denmiş olmamış, yok denizin dibi denmiş oda olmamış. Sonrada bir akıllı o meşhur yeri söylemiş ve mutluluk içimize konuverilmiş işte. Ama biz insanlar içimize bakmak yerine kaf dağına çıkmayı tercih edebilen varlıklar olduğumuz için sürekli unutuyoruz. “Nerde ayol bu mutluluk. Tamam içimde ama en son nereye koyduğumu hatırlayamadım şimdi :)
Benim mutluluk duygusunu hissedebilmek için yaptığım birkaç alıştırma var. (Elbette ki mutluluk için de idman yapılmalı) Öncelikle her şey için “Teşekkür etmek” ve sonra da “Şükretmek”. Bu iki maddeyi yaptığınızda içinize bir sıcaklığın dolduğunu hissedebilirsiniz.
Eğer “Şükretme” konusunda sıkıntınız varsa bir tavsiye. Nat Geo Wild kanalını açınız. Ve orada çıkan herhangi bir belgeseli dikkatle izlemeye başlayınız. Belgeselin sonunda “İNSAN” olduğunuza ve kafanızı sokabileceğiniz bir eviniz olduğu için ŞÜKREDECEKSİNİZJ
C.Y.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder