365 yazı ve ben

365 yazı ve ben

17 Nisan 2015 Cuma

İSTANBUL...

Tam olarak 2 ay 10 gündür buradayım…
Ve ne hissediyorum biliyor musun brütüs.. çok mutluyum, daha önce hiç olmadığım kadar mutluyum hemde.
Kasabalı kızın hikayesini az çok bilirsiniz, sabah uyanır, belli ritüelleri vardır, aynı şeyleri yaşadığı bilmem kaç sene geçmiştir, artık o kadar emindir ki, iş çıkışı yola koyulduğunda karşıdan karşıya geçerken, karşı kaldırımda kimleri göreceğini bile bilir. Her sabah selam verdikleri aynıdır, her akşam selam verdiklerinin aynı olduğu gibi…
Ve hayatı boyunca bir sinyal bekler durur, sonunda bulur, tüm cesaretiyle adımını atar ve devam eder. Bu onun için o kadar zordur ki aslında. Yapamamaktan, başarısız olmaktan korktuğu defalarca anla baş başa kalır ve başı yukarda devam eder.(ki aslında başarması gereken bir şeyde yoktur) ve sonunda kendini bir şehirde bulur. Elinde biri büyük 2 bavulla, bir dostuna sığınmış ve zamanla evin belli alanını kendine kütüphane yapacak kadar benimsemiş bir halde…
Diye bir hikaye anlatmaktı amacım. Ama ben bir başkasının ağzından hiçbir şeyi anlatamamış biri olarak direk birinci ağza geri dönmek istiyorum.. ki en güzeli de bence bu.
Bu yazının arka fonunda güzel müzik, sakinlik ve mutluluk var. Her gün bir çok kez yaşadığım duygu karmaşasını buraya tek tek dökmeyi çok isterdim. Çünkü hepsi çok özel ve hepsi birbirinden güzel duygular. Ama buna yerim ve zamanım yok o yüzden kısa bir özet  geçme niyetindeyim. Çünkü burada hayat tam olarak anda yaşanan bir şey.
Öncelikle; en çok neyi özlüyorsun dersen, en çok özlediğim dostlarım ki onlarla da zaten bağlantıdayım. Deniz, kum, güneş , sakin hayatı hiç özlemiyor musun dersen, hayır özlemiyorum, çok garip ama, metroda sıkışıp kaldığımda daha mutluyum bile diyebilirim.
Burada neler öğrendim dersek.; o kitaplarda defalarca okuduğum cümleleri tek tek yaşıyorum mesela, her sabah yeni ve bilinmeyen bir güne uyanıyorum, yanımda duran ve bir daha hiç görmeyeceğim insanların hayat hikayelerine ortak oluyorum, hiç tanımadığım ve bir daha görmeyeceğime emin olduğum birine, dostuma anlattığımdan daha dürüstçe kendimi anlatıyorum, birine teşekkür ettiğimde suratındaki değişimi görüyorum, hepimizin sadece insan olduğumuzu ama ne kadar çok ego biriktirdiğimizi fark ediyorum, ve çok egonun hayattan keyif almayı ne kadar engellediğini fark ediyorum, sokaktaki dilencinin, çıplak ayaklı Suriyeli çocuğun, saçları 1 aydır yıkanmayan 15 yaşındaki kızın, nişantaşındaki kış günü ispadril giyen şeker arkadaşımızın ve hepimizin aslında ne kadar aynı olduğumuzu görüyorum.
İnsan enerjisinin ne kadar müthiş bir şey olduğunu görüyorum, ayağında çorabı olmayan bir kızın bakışındaki mutluluğu ve altında en lüks arabası olmasına rağmen birinin ne kadar mutsuz olduğunu görüyorum.
Kalbim kapalı benim diye dolaştığım günlerde, kalbinin bir o kadar açık olduğu bir insan görüyorum ki bu konuya yeniden dönücemJ  İstanbul kötü diyenlerden sonra, eldivenimi düşürdüğüm bir gün istiklal caddesinde peşimden koşup eldivenimi bana yetiştiren insan görüyorum, metronun kapanmasını engelleyecek kadar kalabalık bir anında kapıya dayanmışken, benim kendimi rahat hissetmem için arkasını dönen erkekler görüyorum, bazen tam olarak nereye gitmem gerektiğini bilmediğim anlarda, direk olmam gereken yerlerde olduğumu görüyorum
Geldiğimden sonraki 16 ! üstüne basıyorum on altı gün boyunca güneş görmemiş olmayı deneyimledim. Her  gün güneşi gören biri için güneşin ne önemi olabilir di ki ? ama önemliymiş, 16 gün saydım, güneşi görmeden geçen 16 günün sonunda taksim meydanda kahvemi alıp, metro çıkışında yüzümü güneşe çevirip teşekkür ettim… 32 yıl boyunca güneşi görmüş biri olarak…

Kısacası; Kontrol mekanizması fazlasıyla gelişmiş ve hayatını sürekli A-B- C planlarıyla hazırlamış biri olarak tam olarak olduğu şekliyle yaşayan ve bundan ciddi anlamda keyif alan birine dönüştüm ve dönüşüyorum, mesela aşkın ne kadar değerli olduğunu, kalıpların, egonun bu güzel duygunun ne kadar önüne geçtiğini ve hayatta aslından her şeyden ne kadar çok korktuğumun farkına varıyorum. İnsanın üzülmemek adına nasıl kendini tüm güzelliklere kapattığını görüp hayret ediyorum.

Bu yazının başında kapanış için acayip cümlelerim vardı kafamda, hepsi uçup gitti desem inanır mısın ? bence inan J
Çünkü öğrendim ki hayatta 2 + 2  tam olarak 4 etmeyebilirmiş, bazen içine bir sevgi, aşk girermiş ve sen matematiği yeniden öğrenebilirmişsin, her gün her şeyi yeniden öğrendiğin gibi…
Hayat bu, sadece olduğu gibi yaşamak lazımmış, ha bir de ! sevgi hayattaki her kapıyı açıyormuş…

Bol bol sevin emi,

Ceren Yıldız